Biz veliler kendimizde hiç suç arıyor muyuz?

Çekmeköy’de öğrencisi tarafından bıçaklanarak ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden öğretmen Fatma Nur Çelik öğretmenimize Allah’tan rahmet dilerken, tüm Milli Eğitim camiamızın başı sağ olsun.

Evet suçlu çocuk, suca sürüklenmiş çocuklar ve suca meyilli çocuklar günümüzde karşımıza çokça çıkmakta.

Ben bu kayıp yitik çocukları kesinlikle savunmuyorum, lakin bazı durum tespitleri ve kabullenmeyi zorlanacağımız bazı gerçeklerden bahsetmek istiyorum.

* * *

Yazacağım ve görmek istemediğimiz ya da göremediğimiz gerçekleri bir gazeteci olarak, uzun yıllar okul aile birliği başkanlığı yapmış ve halen bu vazifeyi yürüten bir veli olarak tespitlerde bulunacağım.

Bizim dönemimizde anne ve babalarımız okula bizleri kaydederken “hocam eti sizin kemiği bizim” sözleriyle teslim ederlerdi.

Bu cümlenin altında çok büyük anlamlar yatardı.

Yeri gelmiş öğretmenlerimizden dayak yemişizdir, yeri gelmiş kulağımız çekilmiştir, yeri gelmiş tek bacak üzerinde kapı arkasında ceza almışızdır. Ama hiçbirimiz bu cezaları aldık diye öğretmenlerimize kin ve düşmanlık beslemezdik. Aksine okul dışında da öğretmenlerimizi gördüğümüzde önümüzü ilikler, ellerini öperdik.

Eve geldiğimizde ailemize bile söyleyemezdik dayak yediğimizi, ceza aldığımızı. Çünkü evde aldığımız cevap “sen yaramazlık yapmasaydın, hata yapmasaydın öğretmenin sana ceza vermezdi” diyerek bir de evde azar işitirdik.

Ben demiyorum şimdide öğretmenler çocuklarımız dövsünler, ceza versinler diye.

Lakin öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki, bir öğretmen öğrencisine şaka yollu olsun, ya da sempatik bir şekilde sacından tutsun veya sırtına hani “koçum” derken vururuz ya ona benzer sevgiyle dahi olsa vurma ve dokunma arası bir şey yapsalar velilerimiz adeta kıyameti koparıyorlar.

- Sen benim çocuğumun sacını nasıl çekersin…

- Sen benim çocuğumun sırtına nasıl vurursun…

Arkadaşlar n’oluyor Allah aşkına…!

Bizler çocuklarımızla topu topu gün içerisinde iki saat dahi geçirmezken, tepki gösterdiğiniz bu insanlar yaklaşık her gün beş saat bizlerin çocuklarımızın nazlarına, şımarıklıklarına, adeta saygısızlıklarına katlanmak zorunda kalıyorlar.

Hatta ve hatta bazı veliler öğretmenlere “benim çocuğum nazlı yetişti, ona göre davranın” mesajını bile atmayı beis görmüyorlar.

Okullarımız ana unsuru neydi?

Eğitim ve öğretim

Eğitimin sözlük anlamına baktığımızdayeni kuşakların toplum yaşamında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme” denmekte.

Eğer bizler kendi iç dünyamızda çocuklarımıza vermeye çalıştığımız – ki bunu kabullenmek zordur ama yukarıda da belirttiğim gibi çocuklarımıza ayırdığımız zamanı düşünürsek bu imkansız- eğitimin aynısını veren veya vere bilecek bir kurum bularak çocuklarımız oralara yönlendirmemiz gerekir ki diğer çocukların psikolojilerini bozmasınlar, ya bu işin uzun yıllar eğitimini almış, pedagojik eğitimini tamamlamış insanlara bu kadar karışmadan bazı durumları bizlerin tolere ederek hayata hazırlanmalarını sağlayacak yolunu seçmeliyiz.

Unutmayın bugünün çocukları tek sizin ve size ait çocuklar değil, bu ülkenin, bu toplumun yarınları ve geleceğidir.

{ "vars": { "account": "G-YS771Z6J8Q" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }